cin 1, cin 2, cin 3

CIN Bulaşıcı mıdır?

CIN’ler genellikle HPV virüsü enfeksiyonu sebebiyle, enfeksiyonun üzerinden yıllar geçtikten sonra ortaya çıkan lezyonlar olarak bilinir. HPV virüsü ise bulaşıcı etkiye sahiptir. HPV virüsü cinsel temas ve cilt teması ile bulaşmaktadır. CIN lezyonlarının kendileri bulaşıcı bir etkiye sahip değildir. Fakat hastalarda mevcut olan HPV virüsü bulaşıcı etkiye sahiptir. Bu durum hastanın eşine veya cinsel partnerine bulaşmasını da sağlar.

cin 1, cin 2, cin 3

CIN 1, alt kısımdaki hücre dizilişi ve buna bağlı yapı bozukluğunun olduğu durumlarda ortaya çıkar. Hafif displazi olarak ele alınır. CIN 2 ise, hücre dizilişi ve yapı bozukluğunun olduğu ancak orta derece displazinin mevcut olduğu durumlarda kullanılır. CIN 3, epitel kısmın bütün katlarında hücre dizilişinin ve yapı bozukluğunun olduğu şiddetli displazi durumudur.

Rahim ağzı kanserleri ve doku üzerinden gelişimini sürdüren kansere öncülük eden lezyonlar, vajinanın iç kısmındaki yüzeyi oluşturan dokuyla rahim ağzının iç yüzeyini döşeyen dokunun kesiştiği değişim bölgesinde başlar. Rahim ağzının iç kısmını oluşturan epitel hücreler salgı yapıcı olan özelliklere sahiptir. Vajinanın iç kısmındaki hücreler dokuları farklı kış etkenlere karşı korumakla görevlidir. Bu bölgeye değişim bölgesi denilmesinin sebebi, bölgede birden fazla hücrenin yakın temas içerisinde olması ve değişik yapılarından dolayı birbirleriyle uyumsuzluk oluşturmalarıdır.

Bu bölge içerisinde bir hücre, diğer hücrenin sınırlarının içerisine giriş yapar ve o bölgede hakimiyet kurmak ister. Bu sebeple, buradaki hücreler aslında bir sınır savaşı içerisinde yer alırlar. Bölgedeki sürekli devam eden bir yıkım ve yenilenme durumu mevcuttur. Süreç içerisinde bazı hücreler dışarıya atılır ve yenileriyle yer değiştirir.

Değişim bölgesindeki bu uyumsuzluk durumu hücrelerin bazı zamanlarda kontrolsüz bir şekilde çoğalmalarına da yol açar. Kontrolsüz bir biçimde çoğalan hücreler davranışları ile birlikte şekillerini de değiştirmeye başlarlar. Pap smear testlerinde ve bölgeden alınan biopsilerde bu değişiklikler ortaya çıkartılabilmektedir.

Hücresel olan değişiklik durumları kanserin öncüsü olan lezyonlar olarak ele alınır. Kanser öncüsü olan lezyonların bazıları hafif hücresel değişikliklere uğrar ve kansere dönüşüm riskleri son derece düşük olur. Birtakım lezyonlar ise hücresel değişiklikler sonucunda kansere dönüşüm riski taşırlar.

CIN, pap smear testi raporlarında kullanılan bir terimdir. Patoloji uzmanları CIN sınıflaması ile birlikte Bethesda sınıflandırmasını da kullanırlar. Bethesda sınıflandırmalarında LGSIL olarak nitelendirilen lezyon CIN 1 lezyonudur. HGSIL olarak nitelendirilen lezyon ise CIN 2 ile birlikte aynı zamanda CIN 3 lezyonlarına da temsil etmektedir.

CIN Neden Oluşur?
CIN, en kısa tabir ile rahim ağzı kanserinin öncüsü olan bir hastalık türüdür. CIN 1 ile başlamış olan bir hastalık zaman içerisinde CIN 2 ve daha sonra CIN 3 ve rahim ağzı kanserine dönüşebilmektedir. CIN evresi yaşanmadan doğrudan rahim ağzı kanserinin oluşabilmesi de mümkündür. CIN’in en erken evreleri de doğrudan kansere dönüşebilecek özelliklere sahiptir. CIN tanısı konmuş kişilerin mutlaka düzenli bir şekilde uzman doktor tarafından takip edilmesi gerekir.

CIN’e zemin hazırlayan faktörler genellikle rahim ağzı kanserine zemin hazırlayan faktörler ile neredeyse aynıdır denilebilir. HPV enfeksiyonu, erken yaşta başlamış olan cinsel yaşantı, çok eşlilik gibi sebepler CIN’e zemin hazırlar. Ayrıca herpes ve HSV enfeksiyonunun da kanıtlanmamış olsa da CIN oluşumuna zemin hazırladığı söylenmektedir.

Hangi Sıklıkla Görülür?
CIN’in görülme sıklığı ülkemizde son yıllarda artmaya başlamıştır. Rahim ağzı kanserinin görülme sıklığında ise ters orantılı bir şekilde düşüş gözükmektedir. Bunun temel sebepleri arasında artık CIN’in kolay saptanabilmesi ve etkili bir şekilde kontrol altına alınmasıdır. Kansere yol açabilecek ve kansere giden olgular azaltılabilmektedir.

CIN Hastalığı Nasıl İlerler?
Kanser özelliği taşımayan fakat kansere dönüşebilme riski olan CIN, tedavi edilmediği zaman gerileyebilir ve kendi kendine kaybolabilir özelliklere sahiptir. Ancak tedavi edilmeyen CIN’in aynı zamanda ilerleyerek kansere dönüşebilme riski de mevcuttur. CIN’in şiddeti artmaya başladığı zaman gerileyerek kendi kendine yok olabilme olasılığı azalmaya başlar. Kansere dönüşme riski ise bu durum ile doğru orantılı olarak artar. Hastalığa karşı nasıl davranılabileceğini önceden söyleyebilmek mümkün değildir. Tedavi edilmeyen CIN 1’in genellikle kendi kendine kaybolduğu bilinmektedir. CIN 3’ün ise %50 oranında kansere doğru ilerlediği tespit edilmiştir.

CIN Belirtileri Nelerdir?
CIN genellikle çok fazla belirtiye sebep olmaz. Kadınların düzenli olarak yaptıkları jinekolojik muayeneler esnasında uygulanan pap smear testi esnasında bu tanı koyulabilir. Genital siğiller incelendiği zaman CIN olgularının ortaya çıktığı durumlar olabilmektedir. Bazı zamanlarda ise, CIN ilişki sonrasında kanama ve rahim ağzında yara olarak belirti gösterebilir. Yoğun akıntılar da CIN belirtileri arasında yer alabilmektedir. Kolposkopi işlemi esnasında ve rahim ağzı biopsilerinde de CIN tanısı koyulabilmektedir.

CIN Teşhisinde Nasıl Bir Yol İzlenir?
CIN 1 teşhisi koyulduğu zaman doktorlar düzenli aralıklar ile pap smear testinin yapılmasını uygun görürler. Bu kararın arkasındaki sebep genellikle 4 ay sonra yapılacak olan pap smear testinde hastalığın ortadan kaybolduğunun görülebilmesidir. Bazı durumlarda ise doktorlar CIN’in seviyesine göre kolposkopi uygulamayı tercih edebilirler.
Tecrübeli bir patoloji uzmanı CIN 1 tanısı koyduğu zaman genellikle hastaya ileri bir inceleme yapmadan sadece belirli aralıklar ile pap smear incelemeleri yapılmasını tavsiye eder. Kolposkopi ve biopsi gibi yüksek maliyete sahip olan incelemelerin yapılması için CIN 2 veya CIN 3 durumunun olması gerektiğini savunurlar.

ASCUS ve ASCUS – H Nedir?
CIN 1’in normale dönmesi ve kaybolması sık yaşanan bir durumdur. Bu durumun gerçekleşmesi ise hastaların bağışıklık sistemi ile alakalıdır. Doktorunuz mikroskop ile yaptığı incelemede bir hücre ile karşılaşabilir ve bu hücre CIN 1 olmayabilir. Hücrenin normal gözükmesi CIN 1’e ilerlemeyeceğinin güvencesini vermemektedir. Bu tür belirsiz hücrelere “Atypical Squamous Cells of Unkown Signifinance” adı verilmektedir. Kısaca ASCUS olarak adlandırılır.

AGC ise Atypical Glanduler Cells’in kısaltılmış halidir. ASCUS’da yer alan hücreler vajina hücreleridir. AGC’deki hücreler ise rahim içindeki hücreleri işaret etmektedir. AGC’de önemli olan nokta rahim ağzı kanalının iyi bir şekilde değerlendirilmesidir.

ASCUS-H’nin “H” harfi İngilizce “High” anlamına gelir. Yüksek anlamına gelen bu kelime ASCUS’un ileri seviyeleri için kullanılır. Pap smear testinde ASCUS tespit edildiyse hastalara kolposkopi uygulanır. Bu işlem sonrasında %15 oranında CIN 2 ve CIN 3’e rastlanılır. HPV negatif olan hastaların ise 2 yılın sonunda %2 oranında CIN 3’e sahip oldukları ortaya çıkmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta CIN 1 olan hastaların %85’lik kısmında HPV pozitif olduğudur. ASCUS ve CIN 1 olguları genellikle 2 yıl içerisinde CIN 2 ve CIN 3’e dönüşebilme riskine sahiptir.

CIN Tedavisi Yöntemleri
Pre-invaziv servikal lezyonları hariç tedaviler dört ayrı başlık altında toplanmalıdır. Bunlar ablatif tedaviler, lokal eksizyonel tedaviler, histerektomi ve medikal tedavilerdir. Ablatif ve eksizyonel tedavilerin sonuçları genellikle birbirleriyle benzerdir. Eksizyonel tedaviler histolojik incelemeler için doku örneği elde edilebilmesini sağlar. Ayrıca eksizyonel tedaviler ile marjin değerlendirmesi de yapılabilmektedir.

Endoservikal küretajın pozitif olduğu durumlarda glandüler lezyonlar ve skuamoz lezyonlarda ablatif tedaviler uygulanması tavsiye edilmez. Eksizyonel tedavilerden sonra genel olarak rezidual hastalık oranının %40 olduğu bilinmektedir.

Eksizyonel tedavilerde morbidite yüksek oranda gözükebilmektedir. Erken hemoraji riski soğuk olan konizasyonlarda %4 oranındadır. Reziduel hastalığın dışlanması ve potansiyel rekürrensinin saptanabilmesi için hastaların tüm tedavi yöntemleri içerisinde yakından takip edilmesi gerekir. Takiplerde ilk pap smear testleri 6. haftada uygulanır. İlk 1 yıl içerisinde ise 3 aylık aralıklar ile tekrar edilir. Yıllık HPV ve DNA testi yapılması da tedavi süreç içerisinde büyük bir önem taşımaktadır.

Krioterapi
Rahim ağzının yüzeyinde yerleşik şekilde olan ufak boyutlu lezyonların ablasyonunda etkili olan bir tedavi yöntemidir. Krioterapi probları dokunun soğumasını sağlar. Bu yöntem uygulanırken double freeze (dondurma-çözme-dondurma) tekniğinden yararlanılır. Tedavi süresi ortalama olarak 15 ile 20 dakika kadar sürer. Kramp tarzı ağrılar, uzun süreli vajinal akıntı ve nekrotik plak sendormu gibi durumlarda uygulanır.

LEEP (Loop Electrosurgical Excision Procedure)
LEEP tedavisi genellikle en fazla uygulanılan tedavi yöntemleri arasında yer alır. Bu tedavi yönteminde transformasyon zonu halka biçiminde çıkartılabilmektedir. Uygulaması son derece kolay olan bu yöntemin etkinliği ve verimliliği de son derece yüksektir. LEEP tedavilerinde ortalama olarak %90 ile %98 oranında başarılı sonuçlar elde edilir.

Loop yönü saat hizasında olacak şekilde belirlenir ve ortalama 1 cm’lik bir derinlikte eksizyon işlemi uygulanır. Daha büyük ve fazla miktarda endoserviks (rahim ağzının kanal dokusu) çıkartılacak ise 2. halka oluşturularak bir loop daha alınır. Looplar tek piyes halindedir. İntakt olarak çıkartılır. Saat hizası işaretlendikten sonra patolojiye incelenmesi için gönderilir. İşlemden sonra lugol adı verilen uygulama yapılır. Anormal hücrelerin yer aldığı alanların tespit edilebilmesi için bu yöntem uygun görülür.

Diğer organlarda ısının etkisi ile oluşacak olan hasarın önlenebilmesi için LEEP tedavisi uygulanırken metal spekulum kullanılmaması gerekmektedir. Aynı zamanda HPV partikülleri de tedaviyi uygulayan kişi tarafından solunmamalıdır. Bu sebeple, tedavi uygulanırken aspiratör kullanılması tavsiye edilmektedir. Tedavi sona erdiği zaman monsel solüsyonu (ferri subsulfate), gümüş nitrat ve tampon yöntemleri uygulanır. Bu yöntemler sayesinde kanamalar tamamen kontrol altına alınmış olur.

Soğuk Konizasyon
LEEP’in etkili olamayacağı lezyonlarda (yerleşimli lezyon, ECC pozitif) tercih edilen bir tedavi şeklidir. Mikroinvazyon şüphesi olunan durumlarda da glandüler patolojilerde tercih edilir.

Histerektomi
40 yaşında ve daha üzerinde olan kişilere uygun olan tedavi şeklidir. Çocuk doğurmak istemeyen ve doktor takibi ile kontrolüne gelemeyecek olan kişilere histerektomi uygulanabilmektedir. Histerektomi gereken farklı bir patolojinin varlığında ise eksizyonel prosedürlerden sonra bu tedavi uygulanabilir. AIS raporlarının sonuçları doğrultusunda ve mikroinvazyon tespit edildiği durumlarda histerektomi uygundur.

Serviks preinvazif lezyonlarınnı yönetilebilmesi için kolposkopi ve biopsi en iyi tedavi şeklidir. Erişkin durumdaki ASC-UC dışındaki bütün sitolojik anormallik durumlarda ilk etapta kolposkopi tedavisi tavsiye edilmektedir. Seçilecek ve tercih edilecek olan tedavi yönteminin her zaman hastaya ve tespit edilen patolojiye uygun şekilde olmalıdır. Adölesan ve hamilelerde genellikle konservatif yaklaşımlara başvurulmaktadır. En etkili tedavi yöntemi için jinekolog ve patoloğun birlikte çalışma sergilemesi son derece önemlidir.

Açelya Kartal

İstanbul Aydın Üniversitesinde Matematik ve Bilgisayar Bilimleri bölümü okuyorum. Henüz bir anne yada anne adayı değilim. Ama araştırmalarım neticesinde elde ettiğim bilgileri burada sizlerle paylaşıyorum :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

#hamileykenben

Hamilelik fotoğraflarınızı İnstagram'da #hamileykenben hashtag’i ile paylaşın, anasayfamızda size ve bebeğinize yer verelim :) Fotoğraflarınız editör onayından sonra sitemizde yer almaktadır.

MAİL ABONELİĞİ
Hemen Ara
Whatsapp
Bu site, sağlık hizmeti vermemektedir, sitedeki bilgiler tıbbi bir öneri yerine geçmez ve sadece bilgi amaçlıdır. Hastalıkların tanı ve tedavileri yalnızca uzman doktorlar tarafından gerçekleştirilebilir.