Kadının Yaşı İle Gebelik ve Kısırlık Arasındaki İlişki Nasıldır?

Kadınlarda Yaş İlerledikçe Gebelik Şansı Azalır Mı?

Düzenli, korunmasız gerçekleştirilen cinsel ilişkiye rağmen gebeliğin görülememesi sonucunda (kısırlık) infertilite durumunun varlığı söz konusu olabilmektedir. Kısırlık (infertilite) birçok sebepten ötürü meydana gelebilmektedir.

Kadının Yaşı İle Gebelik ve Kısırlık Arasındaki İlişki Nasıldır?

Belli bir yaşın üzerinde bebek sahibi olmanın hem kadın hem erkek açısından birtakım zorluklarının olduğu bilinmektedir. Kadının yaşının ilerlemesi ile gebelik ve kısırlık arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Kadının yaşı, kadın vücudundaki yumurtalık rezervini belirleyen başlıca unsurlar arasında yer almaktadır. Özellikle 35 yaşından sonra kadınlarda yumurtalık rezervinin hızla azaldığı ve böylelikle gebe kalma ihtimalinin azaldığı bilinmektedir. 40 yaşından sonra ise rezervin azalma hızı artar ve genellikle 50’li yaşlarda yumurtalık rezervi tükenir. Yumurtalık rezervinin tükenmesiyle menopoz dönemi başlar ve gebelik ihtimali ortadan kalkar.  

Kısırlığa Neden Olan Faktörler Nelerdir?

Yaş faktörü kadınlarda kısırlığa sebebiyet veren faktörlerden yalnızca biridir. Bunun yanı sıra kısırlığa neden olan faktörler başlıca şu şekilde sıralanabilmektedir;

  1. Fallop tüplerine bağlı olarak görülen nedenler: Cinsel ilişki ile vajinaya ulaşan spermler tüpler aracılığıyla rahme ulaştığı takdirde hamilelik meydana gelmektedir. Bu tüplerin kapalı olması ve işlevlerini yerine getirememesi ise infertilite sonucunun doğmasına neden olmaktadır. Kısırlık problemi yaşayan her 100 kadından 35’i, fallop tüplerinde meydana gelen sorunlar nedeniyle bebek sahibi olamamaktadırlar. Bu durumdan şüphelenildiği takdirde HSG çekimi veya laparoskopi gerçekleştirilebilir. Tüplerin kapalı olmasının yanı sıra tüplerde yapışıklığın görülmesi veya tüplerin hasarlı olması durumları da infertilitenin nedenleri arasında yer almaktadır. Fallop tüplerine bağlı rahatsızlıklar meydana geldiği takdirde hastanın durumuna göre doktor tarafından cerrahi işlem uygulanması gerekebilmektedir. Kişilerin talebine göre ve hastanın durumunun uygunluğuna göre operasyondan ziyade tüp bebek tedavisine başvurulması da mümkündür.
  2. Yumurtlama problemleri: Her 100 infertilite problemi yaşayan kadından 25’inde yumurtlamada meydana gelen problemler infertilitenin başlıca sebebi olmaktadır. Düzenli olarak yumurtanın her ay olgunlaşıp çatlaması sonucunda ovulasyon gerçekleşmektedir. Yumurtlamanın gerçekleşmemesi durumu ise sıkça görülmektedir. Bu durum anovulasyon olarak tanımlanmaktadır. İnfertilitenin yanı sıra adet düzensizliğine de sebep olan anovulasyon tanısı; patolojik inceleme, yumurtlama takibi, hormon seviyesinin detaylı bir şekilde incelenmesi ve takibi ile rahim ağzında gerçekleştirilen pap-smear ve ipliklenme tedavisi sonucunda konulabilmektedir. Hastanın durumuna göre anovulasyon görülen kadınlara ilaç tedavisi başlatılabilir. Tedavi sonrasında düzenli yumurtlama gerçekleşir ve tedavinin gerçekleştiği çoğu kişide başarılı sonuçlar elde edilir. İlaç tedavisi ile başarılı sonucun elde edilmesi için kadınlarda yumurtlama problemi dışında infertiliteye sebebiyet veren başka bir rahatsızlığın bulunmaması gerekmektedir.
  3. Rahim ağzı (serviks) problemleri: Rahim ağzında antikor bulunması sonucunda spermlerin ölmesi ve hareketsiz hale gelmesi gibi durumlar meydana gelmektedir. Bu durum infertilitenin sık görülen nedenleri arasında yer almaktadır. Görüldüğü takdirde hastanın durumuna bağlı olarak aşılama tedavisine başvurulması tavsiye edilebilmektedir. Aşılama tedavisinde hem kadın vücudu hem de erkeğin spermi gebelik için en ideal hale getirilir.
  4. Rahim kaynaklı problemler: Rahimden ötürü meydana gelen problemlerin tespiti için en ideal yöntem olan ilaçlı rahim filmine başvurulabilmektedir. Kısırlığa neden olabilen rahim kaynaklı problemler arasında rahimde meydana gelen yapışıklık, myom ve kistlerin mevcut olması gibi durumlar yer alabilmektedir.
  5. Karın zarı ile ilişkili problemler: Tıbbi literatürde peritoneal olarak geçmekte olan karın zarında meydana gelen problemlerin teşhisinde laparoskopi yöntemine başvurulmaktadır. Çikolata kisti gibi kısırlığın başlıca sebepleri arasında yer alan durumlar karın zarı ile ilişkili olup, laparoskopi sonucunda teşhis edilebilmektedirler.  
  6. Sebebi açıklanamayan infertilite: Düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen hamileliğin meydana gelmediği her 100 çiftten 10’unda yapılan tüm testler sonucunda kısırlığa neden olan durum veya durumlar tespit edilememektedir. Tüm testlerin sonucunun normal olmasına rağmen gebeliğin meydana gelmemesi sebebi açıklanamayan infertilite olarak tanımlanmaktadır. Ovulasyon indüksiyonu ve aşılama gibi yöntemler bu durumda uygulanabilmektedir fakat bu uygulamaların başarı oranının düşük olduğu bilinmektedir. Sebebi tespit edilemediği için uygun tedavi yöntemini belirlemek oldukça güç olmaktadır. Aşılama tedavisinin gerçekleştirildiği her 100 çiftten 10’unda başarılı sonuç alındığı bilinmektedir. Aşılama tedavisi birden fazla kez uygulanabilmektedir fakat tekrarlanma sayısı arttıkça başarı oranının düştüğü bilinmektedir.  

İnfertilite (kısırlık) problemi yalnızca kadınlardan ötürü meydana gelmemektedir. Erkeklerde görülen kısırlığın nedenleri arasında ise hormon bozuklukları ve testislerde sperm üretim bozukluğu şeklinde görülen hormonal nedenler, sperm yapım ve atım bozukluğu, sperm taşıyıcı kanal ve organlarda meydana gelen problemler yer almaktadır. Kısırlığa neden olan durumun tespit edilmesi için çiftlerin birlikte bir kadın doğum uzmanı tarafından detaylı şekilde muayene edilmesi gerekmektedir.

İlerleyen Yaşta Anne Olmak Sorun Yaratır Mı?

Kadının yaşının ilerlemiş olması hamile kalma ihtimalinin düşük olmasına, hamile kalınsa dahi bunun riskli bir hamilelik olmasına ve bebekte birtakım hastalıkların görülmesine sebebiyet verebilmektedir. Özellikle 35 yaşın üzerinde olan kadınların hamile kalabilme ihtimalleri oldukça düşüktür. Bununla birlikte 35 yaş üzeri kadınlar hamile kalsalar dahi gebeliğin düşükle sonuçlanması veya bebekte bazı hastalıkların görülmesi gibi sorunlarla karşı karşıya kalabilirler.

Anne Adayı Yaşlandıkça Kısırlık Riski Artar Mı?

Çocuk sahibi olmak ile annenin yaşı arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Özellikle 35 yaş üzeri kadınlarda çocuk sahibi olma ihtimalinin düştüğü bilinmektedir. Bunun nedenleri arasında yumurtalık rezervlerinin tükeniyor olması, yumurta kalitesinin yaşın ilerlemesiyle düşmesi gibi durumlar yer almaktadır.

Hamilelik Süreci ve Bebek İle İlgili Riskler Nelerdir?

Kadının yaşının ilerlemesi sonucunda mevcut yumurta hücrelerinde azalmalar görülecektir. Bu yumurta hücrelerinin tükenmesi sonucunda kadınlarda menopoz dönemi başlar. Bu durum genellikle kadınlarda 46 ile 50 yaş arasında gerçekleşmektedir. Menopoz gerçekleştiği takdirde kadın vücudunda yumurta üretimi sonlanır.

Kadınlarda 35 yaş üzeri gerçekleşen hamileliklerde birtakım riskler söz konusudur. Bu riskler düşük gebelik, bebekte hastalıkların görülmesi şeklinde meydana gelebilirler. Yüksek oranda gerçekleşmeleriyle birlikte tüm 35 yaş üzerinde hamile kalan kadınlar bu sonuçlarla karşılaşmayabilmektedirler. Bu nedenle kadınların bu konuda herhangi bir kesinlik olmadığını dikkate almaları ve gerektiği takdirde bu konuda bir kadın doğum uzmanına danışmaları gerekmektedir.

Otozomal Dominant Hastalıklar

Kadının yaşının ilerlemiş olması sonucunda bebekte bazı otozomal dominant hastalıkların görülebilme ihtimalinin arttığı bilinmektedir. Bu otozomal dominant hastalıklardan başlıcaları şunlardır;

  1. Marfan sendromu
  2. Polikistik böbrek hastalığı
  3. Nörofibromatozis
  4. Akondroplazi
  5. Akut intermitant porfiri
  6. Familyal polipozis koli

Otozomal dominant hastalıkların yanı sıra otizm, şizofreni gibi durumların da anne adayının yaşı ilerledikçe bebekte görülme riskinin arttığı bilinmektedir. Bebekte odaklanamama, dikkat dağınıklığı gibi problemler ortaya çıkabilir.

Annenin yaşının ilerlemesiyle görülme ihtimali olan bu rahatsızlıklar tüm 35 yaş sonrasında hamile kalan kadınların bebeklerinde görülmemektedir. Bunlar yalnızca gerçekleşme ihtimali yüksek olan durumlar olarak bilinmektedirler. Bazı kişilerde bebekte hiçbir hastalık görülmeden gebeliğin gerçekleşebilmesi de söz konusudur.

Kadının Yaşlanması İle Bebeğin Düşük Riski Arasındaki Bağlantı Nedir?

Yaş faktörünün düşük yapma riskinin arttırdığı bilinmektedir. Kadının yaşı ile birlikte erkeğin de yaşının ilerlemiş olması düşük riskini arttıracaktır. Bununla birlikte kadının yaşının ilerlememiş olması fakat erkeğin yaşının ilerlemiş olması durumu da ciddi oranda düşük riskinin mevcut olmasına sebep olacaktır. Anne adayının yaşının 35 ve üzeri olması durumunda düşük yapma riskinin arttığı söylenebilmektedir. Bu nedenle ilerleyen yaşlarda gebelik istendiği takdirde çiftlerin bu riske dair bilinçli olmaları gerekmektedir.

Annenin İlerleyen Yaşı İle Down Sendromu Arasında İlişki Var Mıdır?

Annenin yaşının ilerlemiş olması ile bebeğin down sendromuna sahip olması ilişkilidir. İlerleyen yaş sonucunda bebekte down sendromunun görülme ihtimali artmaktadır. Düşük riskinde olduğu gibi bebekte down sendromu görülme ihtimalinde de annenin 35 yaşın üzerinde olması durumu ciddi oranda etkilemektedir. Bununla birlikte babanın yaşının da ilerlemiş olması risklerin artmasına sebebiyet verecektir. Anne adayının yaşının ilerlememiş olması, yalnızca babanın yaşının ilerlemiş olması durumu ile down sendromu ilişkilendirilmemektedir. Babanın yaşı bu durumda belirleyici faktör değildir.

Açelya Kartal

İstanbul Aydın Üniversitesinde Matematik ve Bilgisayar Bilimleri bölümü okuyorum. Henüz bir anne yada anne adayı değilim. Ama araştırmalarım neticesinde elde ettiğim bilgileri burada sizlerle paylaşıyorum :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

#hamileykenben

Hamilelik fotoğraflarınızı İnstagram'da #hamileykenben hashtag’i ile paylaşın, anasayfamızda size ve bebeğinize yer verelim :) Fotoğraflarınız editör onayından sonra sitemizde yer almaktadır.

MAİL ABONELİĞİ
Hemen Ara
Whatsapp
Bu site, sağlık hizmeti vermemektedir, sitedeki bilgiler tıbbi bir öneri yerine geçmez ve sadece bilgi amaçlıdır. Hastalıkların tanı ve tedavileri yalnızca uzman doktorlar tarafından gerçekleştirilebilir.